TEK ERKEKLE ÇOK ZOR! Öyle değil mi?

Haberi Paylaş

Tarih: 16 Nisan 2018 10:14

TEK ERKEKLE ÇOK ZOR! Öyle değil mi?

Erkeğin “güçlü” dürtülerinin onu çok eşliliğe meylettirdiği, kadınlarınsa annelik ve şefkat duygularıyla sarmalanmış, neredeyse aseksüel varlıklar olduğu inancıyla büyüdük, büyütüldük; tıpkı iktidarın da öngördüğü üzere... Arzu ve cinsel hazzın kadına dair de olduğunu, tek eşliliğin sadece erkekleri değil kadınları da boğabileceğini anlatan, her alanda olduğu gibi ilişkilerde de kadın-erkek eşitliğini savunan bir yazı okuyacaksınız.

Hastalıkta ve sağlıkta, iyi ve kötü günde, yoksullukta ve bollukta, ölüm bizi ayırana kadar tek eşli kalacağımıza, o insanla birlikte olacağımıza yemin ettik ve hala ediyoruz çoğumuz. Ne büyük söz! Peki tutuldu mu bu yeminler? Yanıtlar farklı olabilir. Kağıt üzerinde, hukuki olarak çoğumuz ölene dek monogam bir hayat sürebiliriz. Ama kurumsal tek eşlilik çoğu zaman çok eşli olmayı engellemiyor. Amerika’da yapılan bir araştırmanın, erkeklerin yüzde 70’inin, kadınların da yüzde 40’ının evlilik dışı kaçamak yaptığını açığa çıkarması, toplumlarda monogami ve poligaminin aynı anda yaşandığını gösteriyor. Doğada hayvanlar aleminin yüzde 98’inde de monogaminin olmadığını biliyoruz.

Aşk dorukta yaşanırken, gözlerimiz henüz bozuk ken, sevgilinin kusursuz ve dayanılmaz, ilişkimizinse tek ve yepyeni olduğuna dair inanç sonsuzken verilir sözler. Sonra aşk zamana ya da çoğu kez kurumsallaşmaya yenik düşer. Yerini sevgiye, dostluğa, dayanışmaya, birlikte vakit geçirmeye, sorumluluğu bölüşmenin zevkine, huzura, güven ve özgüvene bıraktığında ilişki boyut değiştirerek devam eder ama adı aşk olmaz. Tek eşlilik bunlarla beslenir ve mümkündür, kişilerin seçimleri, karakterleri ve hayattan beklentileri doğrultusunda. Ama aşk oyunu ve gizem sona erdiğinde, katı sadakat yemini baskı yapıp sıkıntı verdiğinde, aşk mutluluğa erip de sıradanlaştığında yepyeni bir gizem peşinde koşmaya başlar, yepyeni heyecanlar ararız. İçimizdeki dürtüler ve hormonlar bizi üçüncü bir kişiye yöneltirken tek eşlilik son bulur; kurumsal olarak monogami devam etse de. Oscar Wilde, “Kadınlar, tüm aşk hikayelerini sonsuza dek sürdürmeye çabalayarak onları ziyan ederler” diye boşuna dememiş.

Her şeyin çok hızlı yaşandığı günümüzde hiçbir şey sonsuza dek sürmüyor. Evlilikler de keza. Bitmeyen evliliklerin, kağıt üzerinde devam eden monogamilerin de çok eşlilik barındırdığını asla unutmayalım; aldatma rakamlarının teyit ettiği üzere. Tek kişiyle bir ömür geçirmenin “sırrını” ya da “mutlu aldatmaca”sını konuşurken monogamiden çok eşliliğe, cinsellikten ahlaki kurallara uzanan geniş bir pencereden bakıyoruz “aşka”.

MONOGAMİNİN SONU MU GELDİ?

İngiltere'nin tanınmış filozoflarından A. C. Grayling, monogaminin çağdaş toplumun, insanlığın icadı olduğunu, kurumsallaşma sürecinde gelişen hukuki bir anlaşma olduğunu hatırlatıyor. Tarım toplumuna geçişle birlikte ortaya çıkan ve Kilise'nin icadı olan monogami, Grekçe “kişinin yaşamı boyunca tek kişiyle evlenmesi” anlamına geliyor. Dini temellere dayandırılan, eski uygarlıklarda, Osmanlı, Hint, Asur ve Mısır medeniyetlerinde görülen bir yaşam biçimi olan poligamiden monogamiye geçişte cinselliğin kontrolü, miras payının devri, meşru çocukların hakları gibi sebepler sıralanabilir. Bugünse postmodern toplumlarda bu sosyal ve kültürel yapının çöktüğüne, artan boşanma oranlarıyla monogaminin sonuna tanıklık ediyoruz. Ya da monogami kağıt üzerinde devam etse de kişinin birçok partnerle birlikte olması artık çok da şaşırtmıyor bizleri. Türkiye'deyse çifte standartlar devam etse de değişimin az da olsa başladığını söyleyebiliriz.

"SOSYAL KOŞULLAR DEĞİŞTİKÇE AİLE VE EVLİLİK AYNI KALMAZ"

Kadın Çalışmaları Derneği'nden Sosyal Antropolog Dr. Hülya Demirdirek, aşk ilişkisinde yaşanan eşitsizlik ve çifte standardın sebeplerine dair çarpıcı açıklamalarda bulunuyor. “Erkekler kendilerine tahsis ettikleri özgürlükleri kadınların da yaşamasını samimi olarak kabul ederse bazı dinamikler değişebilir. Erkekler evlilik öncesi cinsel ilişkiyi kendileri için deneyim diye görürken kadınınkini ‘hafiflik' şeklinde değerlendirirse, kadınlar da erkeklere baş eğdikçe bu kısır döngü devam eder. Kişisel düzeyde aşk ilişkisi eşitliği, toplumdaki diğer ayrımcılıklar devam ettikçe kolay varılacak bir hedef değil. Kadın da erkek de sahiplik değil aşk/sevgi çerçevesinden duruş sergilerse hiç olmazsa ilişki bitince ‘olmadı, aşk bitti' diyebilirler.”

TÜRKİYE'DE KLİTORİSİN NE OLDUĞUNU BİLMEYEN BİR SÜRÜ İNSAN VAR HALA

“İnsanlık tarihinde başka zaman dilimlerine ve yerlere baktığımız zaman, bize ‘doğrusu budur' diye öğretilen birçok kültürel ve toplumsal normun ancak bazı kesimlerin istek ve ihtiyaçlarına hizmet ettiğini, hiç de o kadar evrensel ve insanın doğasına uygun filan olmadığını görüyoruz. İnsanın doğası, kimyası da değişiyor bir yandan. Türkiye ve onun güneydoğu komşuları kadın cinsel arzusunun kabul görmediği coğrafyalar. Kadın ve erkeklerin beyinleri ve kimyasal farklılıklarını inkar etmiyoruz elbette. Ancak bu niçin başka yerlerde farklı görünüyor diye sorarsak, ‘kadın ve erkeğin doğası' kalıbının arkasına saklanılarak ikiyüzlülükler yapıldığını ve çifte standartlar yaratıldığını görüyoruz. Kadın bağımsız birey olarak görülmediği için cinsel hayatı da kocasının ya da ailesinin meselesi haline geliyor. Evlilik kurumu elbette insanların birbirlerinin cinsel yaşamında talepte bulunma temeli sağlıyor. Ancak ‘alış-verişin' tek tarafın isteklerine göre kurulması sağlıksız cinsel yaşam getiriyor. Erkekler kadınların bedenlerini tanımaya çalışmaz, zorla ilişkiye girmeye kalkarsa, o kadınların kocalarına pek de hevesli davranmayacağı aşikar. Türkiye'de klitorisin ne olduğunu bilmeyen erkek ve kadın sayısının çok yüksek olduğunu tahmin etmek hiç zor değil.”

ÇEKİRDEK AİLE TEK MODEL DEĞİL

“Türkiye çapında en önde gelen boşanma sebepleri arasında geçimsizlik, aldatma, ekonomik sebepler ve cinsel problemler dikkat çekiyor. Kadınların ses çıkarabilmesi, yani sineye çekmeyi kabullenmemesi evliliğin sona erdirilmesi anlamına gelebiliyor. Bu otomatik olarak ‘ailenin dağılması' diye negatif şekilde yorumlanıyor. İnsanlık tarihi uzun ve çeşitli. İnsanlar hep çekirdek aile olarak kadın-erkek bir çatı altında yaşamadılar. Farklı kombinasyonlarda yaşamak mümkün. Sosyal yaşam koşulları değiştikçe aile ve evliliğin aynı kalmayacak olması gayet anlaşılabilir bir durum. Soru, insanlar mutlu mu, en az nasıl zarar görüyorlar, çocuklar sevgi görüyor mu, olmalı bence.”

ÖMÜR GEÇER ARZU BİTMEZ!

Boşanma oranlarının artması, ilişki sürelerinin kısalması, ilişkisi olmadan yaşamlarını sürdürenlerin çoğalması ve tek kişiye bağlanma biçimindeki ilişkilerin azalması; monogaminin sonunun geldiğine dair en önemli işaretler. İçinde yaşadığımız kapitalist toplumda aşklar ve ilişkiler de hızla tüketiliyor ve bir yenisine geçiliyor, tıpkı yeni bir araba ya da yeni bir cep telefonuna geçildiği gibi. Özellikle gelişmiş toplumlarda, çalışan, seyahat eden, çok yönlü ve hızlı yaşayan kadın, hayatı boyunca tıpkı erkek gibi farklı insanlarla tanışabiliyor, farklı tecrübeler deneyimleyebiliyor ve yeni kişi ve bedenlere arzu duyabiliyor.

ERKEĞİN 'SKOR'U, KADININ AYIBI

Aile kurumunu yücelten, ailenin kutsallığından dem vurup kadının doğurganlığını çeşitli düzenlemelerle teşvik ederek onu eve kapatan, bir yandan da erkek iktidarını ve gücünü cinsellikle özdeşleştiren, “erkekler hormonlarından dolayı tek eşli kalamazlar” düşüncesini savunan, erkeğin çok eşliliğini elinin kiri olarak addeden bir çifte standartlar ülkesinde yaşıyoruz. Bu anlayışa göre, evliliğin kutsallığını kocasının boyunduruğu altında yaşayan, gelenek ve göreneklerin taşıyıcısı olarak görülen kadın koruyacak, erkekse spermlerini döllemek üzere farklı bedenlerin ve hazların keyfini çıkaracak. Erkeğin çok eşliliği cinsel gücüyle ilişkilendirilir, “skor” kabul edilir, alkışlanıp özendirilirken, kadının arzuları “tehlikeli”, “baskı altında tutulması gereken” duygular olarak tanımlanır ve hatta yok sayılır. Tam da bu çifte standartlardan dolayı artmıyor mu kadına karşı şiddet ülkemizde? Töre ve namus cinayetlerinin altında bu ikiyüzlülük yatmıyor mu? Evliliğin baskıcı çatısı altında devam eden mutsuz birliktelikler, mutluluğu “öteki” kadın ya da erkekte arayan insanlar ve aldatmalar sonrası artık “sıradanlaşan” şiddet... Kadın boşanmak, özgür olmak ya da çalışmak istediği için “normalleşen” şiddet... Çünkü ne diyor “Devlet Baba?”: “Evleneceksin ve en az üç çocuk yapacaksın!”

ERKEĞİN MİLYONLARCA SPERMİ VARSA, KADININ DA BİTMEK BİLMEYEN ARZUSU VAR

Öncelikle ataerkil toplumlarda hüküm süren şu “erkeğin doğasında var” saplantısından kurtulmak gerekiyor. Bu saplantı, “kadının vücudunda 4-5 bin yumurta bulunurken ve hayatı boyunca kullandığı yumurta sayısı 400'ken, bir erkekte bir santimetreküp menide 5-10 milyon arasında sperm hücresi bulunur. Bu da erkeğin neslinin devamı için kadına göre fazla cinsel beraberlik eğiliminde olması demek” şeklinde biyolojik açıklamalara, kadını anatomik farklılıklar doğrultusunda tek eşliliğin dar alanına sıkıştıran sığ düşüncelere dayanıyor. Peki ama erkeğin sevişebilmesi için mutlaka ereksiyon yaşamasına ve bir yaştan da sonra da bunun gün içinde art arda mümkün olmamasına, kadınınsa biyolojik yapısından dolayı her daim sevişmeye hazır olmasına ne demeli? Erkeğin milyonlarca spermi varsa kadının da kaç yaşında olursa olsun sekse hazır bir cinsel organı var. O halde sadece erkeğin değil, ikisinin de doğasında var, cinsel arzularını tatmin ihtiyacı!

AŞK YOKSA NEDEN HALA MONOGAMİ?

Kadın ve erkeğin giderek daha eşit şartlarda nefes almaya başladığı, kadının da tıpkı erkekler gibi “dışarıda” çalışarak ekonomik gücünü ilan ettiği, doğum kontrol hapının keşfiyle kadının özgürce ve haz almak için seviştiği bir dünyada yaşıyoruz artık. Evet, erkek ve kadın belki farklı hormonal ve ruhsal tepkilerle donanmış olabilir ama tek kişiyle ömür geçirmek, monogam olmak, özellikle de aşk sona ermişse, hem erkek hem de kadın için aynı derecede boğucu olabilir. Monogaminin tamamen yapay bir kurum olarak, ekonomik ve sosyal dinamiklerin sonucunda ortaya çıktığı fikrinden ilerlersek insan yaradılışıyla, doğasıyla örtüşmediğini çok daha iyi anlarız. Ve bu durum hem kadın hem de erkek için geçerli. Kadın-erkek eşitliğini savunan bir toplumda yaşıyorsak eğer, o halde kadınların da en az erkekler kadar farklı partnerlerle birlikte olma özgürlüğü ve hakkı var. Seksüel mesaj bombardımanı yaşayan, cinsellik soluyan bir toplumda kim monogamiden, ömür boyu tek eşlilikten bahsedebilir ki?

HEM ÖZGÜR HEM DE SADIK

İnsanların aşkı dorukta yaşarken bağlanma arzusuyla monogamiyi seçmeleri ama yaradılışları gereği zamanla farklı limanlara demir atma arzusu “seri monogami” önerisiyle dengelenebilir belki. Böylece mutlu sanılan evliliklerin gölgesinde yaşanan aldatmalar, şüpheler ve kırgınlıklar son bulurken, kişiler ömrü hayatlarında tek değil farklı bedenlerin koynunda farklı hazlara nail olabilir. Bir kişiyle sonsuza dek yerine farklı kişilerle yaşamın farklı zamanlarında aşkı yaşamaktan bahsediyoruz “seri monogami” derken. Birkaç yılda bir eş değiştirmekten, hem bağımsızlığın ve bekarlığın hem de birlikteliğin tadını çıkarmaktan bahsediyoruz. Hem özgür hem de sadık olmanın başka bir çıkar yolu var mı sizce?

Yazı: SELİN MİLOŞYAN

Kaynak:elledergisi
Yorum Ekle

kod


BU HABERİ OKUYANLAR BUNLARI DA OKUDU

MAGAZİN